TAKIM OLMAK VE FENERBAHÇE

Eski alışkanlıklar,

Eski başıboşluk ya da disiplinsizlikler,

Eskiden kalma dominant tavırlar,

Eskiden kalma efelenmeler,

Eski otorite zafiyetinin takım üzerinde bıraktığı ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı alışkanlıkları her yeni değişimin önündeki en büyük handikaplardır.

Böyle bir yapıda değişim zordur. Hale de yavaş yavaş değişim için, ne zaman yeter ne de insan ve maddi kaynaklar yeter.

Dolayısıyla ayrışmanın, başına buyrukluğun, rahatlığın ve tembelliğin etkisi altındaki ekiple başarı elde etmek fikri hayalperestlikten öteye gitmez, gidemez. Sonuçları daima hüsrana neden olur.

***

Yukarıda yazdıklarım yıllarca insan idare etmişliğimin gözlemi ve tecrübesidir.

Takımı takım yapan, takıma ruh veren esasında takımı idare eden lider kadrosudur.

Lider kadroya güvenmek, yüklenen sorumluluklar kadar da onlara yetkiler vermek işin olmazsa olmaz yanıdır.

Gönüllülük esasına dayanan amatör insanları idare ediyorsanız önce siz örnek olacak tavırlar sergilemek, inandırmak ve güvenlerini sağlamak zorundasınız. Kanuni zorunluluğun bir araya getirdiği zamanlı ve geçici birlikteliklerde insanları motive eden husus öncelikle otoriteye itaat, ceza almaktan kaçınma ve mümkünse çok az verilen mükafatlardan birini almak olarak hedeflenir. Adalet ve liyakatin geçerli olduğu yerde karşılıklı sevgi saygı da artar. Tip yapılarda başarıya, standardı belirlenmiş hedeflere ulaşarak ilerlemek geçerli bir istektir. Siz hedefe giderken, mahiyetinizin uzak görüşlü olmasını ummak yerine, ekibin veya takımın istediğiniz ve belirlediğiniz vazife ve görevleri başaracak şekilde hareket etmesini isterseniz akıllıca bir iş yapmış olursunuz.

Profesyonel yapılarda ise işler basittir. Takımı kuran da, takıma alınan da ne için alındığını ve ne yapılmak istendiğini daha en baştan itibaren bilir. Çünkü karşılıklı kazan kazan anlayışı vardır. Ve kaybetmeye tahammül mümkün olduğunca minimizedir. Hele de başa oynayan, hedefe ilk ulaşmak zorunda olan takımlardan biriyseniz. Böyle başa güreşen takımlarda takım lideri, en iyi elemanından daha iyi vasıflara sahip olmalıdır yahut da en azından liderde elemanların ona saygı duymasını sağlayacak kadar tecrübi geçmişi ve listeli bir başarı CV’sine sahip olması gerekir ki takımın veya ekibin üzerinden otorite sağlasın. Eğer elemen kendini liderinden daha üstün görüyorsa, ben bile daha iyi idare erim diyorsa o liderde o takımda her zaman kaybetmeye ve başarısızlığa mâhkumdur.

Şimdi gelelim Fenerbahçe’ye;

Fenerbahçe kulübünün en büyük zorluğu, hem mazisi, hem şanı için her zaman liderliğe ve şampiyonluğa mahkumiyetidir. Dolayısı ile bu takımın yönetimine talip olanlar, hem maddi ve hem de manevi fedakarlıkta bulunmak durumunda kalacağını bilirler. Bunun en büyük karşılığı da Fenerbahçe’ye yönetici olmaktır. Fenerbahçe yöneticisinin en büyük kazancı, mutluluk, aidiyet, tarihe geçme ve sosyal sermayesini artırmasıdır. Böyle takımlarda yöneticiler kulüp sırtında para kazanmayı asla düşünmemelidir , düşüneni de hem aforoz ederler hem de çok ayıplarlar.

Fenerbahçe, özellikle futbol takımı oyuncuları bazında, bir asırdan fazladır süren kültürel birikim ve şuurunu, kurumsal aidiyet özelliklerini, usta çırak kültür aktarımını ne yazık ki FETÖ’cü darbeler yüzünden büyük oranda kaybetmiştir. Sinsi ve hain darbenin maddi ve manevi kayıplarını ve yaralarını kısa sürede kapatmanın mümkün olmadığı da senelerdir görülmektedir.

Aziz Yıldırım başkandan sonra kulübün başına geçen sevgili Ali Koç başkanın da, tıpkı Aziz Yıldırım gibi, çok ama çok büyük fedakarlıklarda bulunarak futbol takımı toparlamaya ve takım ruhunu tekrar kazandırmaya çalışması pekte kolay olamamaktadır.

Ali Koç nerdeyse her sene takımı yeniden inşa etse de eskinin doyuma ulaşmış, egosu yükselmiş futbolcularını takımda yönetici olarak bırakması zannımca en büyük handikaptır. Bir önceki dönemin eski futbolcularının takımda yönetici olarak bırakılması en büyük yanlışlıktır.

Fenerbahçe’de son iki yıl içinde antrenörler değiştirse de, futbol takımı neredeyse iki kere baştan yeniden kursa da, futbol takımın toparlanmasının sağlayamamıştır. Bunun nedenini sadece yeni futbolculara ve antrenöre bağlamak akıllıca değildir. Ali Koç’un aşırı duygusal bağlılık duyduğu kimi eski futbolcuları takıma yönetici yapması, daha önceden başka takıma gitmiş eski futbolcuları yeniden transfer etmesi, günü kurtaran hızlı kararlar her halde hatalar zincirini birbirine eklemektedir. Çünkü bu eskiler, tüm iyi niyetlerine ve gayretlerine rağmen büyük olasılıkla takım içinde kendilerini otorite görmelerine neden olmakta ve “biz bu takımın çilesini çekmiş vefakarlarıyız” anlayışıyla takım antrenörünün otoritesini zayıflatmaktadır diye değerlendiriyorum.

Futbol adamı olduğumu iddia edemem, ama kurumsal zihniyetin ve kurumsal yapının nasıl işlediğini çok iyi bildiğimi düşünüyorum. Ali Koç başkana önerim Emre Belezoğlu hariç tüm eski takım oyuncularını ve futbolculuktan futbol takım antrenör veya yöneticiliğine geçiş yaptırılan tüm insanları takımdan gönderirim ve yeni teknik direktörün kendi kadrosuyla takımın başında tek otorite olmasını da sağlarım. Çünkü her geminin bir kaptanı olur. Otoritesi ve egosu yüksek eski futbolcular teknik direktörün sözünü dinlemezlerse veya isteklerini kerhen yerine getirmeye kalkarsa takımda ikilikler artar. Teknik direktör ister istemez takım üzerindeki otoritesini kaybedeceğinden oyun anlayışını sahaya yansıtıp da futbolcularına uygulatamaz

Ali Koç başkan eğer aynı anlayışlı eskilerle yoluna devam etmeye kalkarsa kendisine yazık eder. Fenerbahçe’yi de asla toparlayamaz, ittire kaktıra elde edilen zoraki başarılar hem taraftarı hem de kendini üzer ve hak etmediği eleştirilerle de yüz yüze getirir.

Koç başkana tavsiyem bu yılda böyle geçsin geçmesine ama gelecek yılda aynı hatalar tekrar ederse bu bünye bunu kaldırmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar