BATININ HAKKARİSİ ÇANAKKALE

Her halde belli bir yaştan sonra büyük şehirleri terk edip küçük şehirlere yerleşmek en mantıklı iş olsa gerek. Küçük şehirlerde hizmete ulaşmak çok daha kolay. İstanbul gibi bir şehirde en az bir iki gün sürecek işlerinizi bir iki saatte halledebiliyorsunuz. Çünkü her şey yürüme mesafesinde ve yürümeyi de seviyorsanız araba bile kullanmanıza gerek yok. Şehrin bir ucundan bir ucuna geze geze gider gelirsiniz. Çanakkale işte böyle bir şehir.

Çanakkale’nin iki tane kordonu var. Birincisi eski kordon bölgesi. Bu kordonda bol bol kafeleri ve yoğun bir kalabalığı görmeniz mümkün. Diğeri ise yeni kordon bölgesi. Güzel bir kumsalın kıyı boyu uzanıyor. Yürüyüş ve bisiklet sürmek için ideal bir yer ve yaklaşık bin beş yüz metre kadar. Kordon boyunca yürürken denizin kokusunu alıyor, martıların ve denizin sesini duyabiliyorsunuz.

Çanakkale’de gıdanın her zaman en tazesini bulursunuz. Salı, cuma ve pazar günleri çok büyük bir pazar kuruluyor. Giyimden nalburiyeye, ağaç fidanlarından sebzeye meyveye, köylülerin getirdikleri yumurtadan bala, zeytin ne ararsanız bol bol var.

Doğası ve tarihiyle konuşan bir şehirdir Çanakkale. Antik çağdan Çanakkale harbine, insanlığın her tarihini yaşamış mekân ve hatıralarla dolu bir şehir. Dağı, ovası, suyu, havası ile yaşanası bir şehirdir. Ama son zamanlarda İstanbullular bu şehre çok yüklenmiş. Eski kordonda doksan metrekarelik yeni bir eve sahip olmak istiyorsanız iki buçuk milyonu hazır edeceksiniz. Ama son derece makul evlerin de olduğunu söylemek mümkün. Esenler ve Hamidiye mahalleleri site tarzı modern evlere de sahip. Enteresan olansa Çanakkale’de evler pahalı kiralar ucuz. Başlangıçta, şehri tanıyana kadar ev almak yerine kirada oturmak son derece akıllıca.

Bu arada nüfusa göre yeteri kadar hastane ve doktorun olduğunu da söyleye bilirim. Dört beş saatte İstanbul’a, İzmir’e, Bursa’ya ulaşmak kolay. Çanakkale’ye yapımına başlanan boğaz köprüsünün inşası tüm hızıyla devam ediyor. Geceleri aydınlatması adeta Truvalı Helen’in boynuna asılmak üzere hazırlanan inci taneli kolye gibi ışıl ışıl. İstanbul boğazı gibi karşılıklı şehirleşme olmadığından Çanakkale’de boğaz genelde geceleri karanlıkta kalır. İşte boğaz köprüsünün ışıkları bu nedenle bir başka güzel görünür. Bakalım bu köprü ve yolları yapıldığı zaman gücümüz geçişe yetecek mi? Veya Yavuz Sultan Selim Köprüsü gibi Deli Dumrul köprüsü mü olacak?

Çanakkaleli dostlarım Çanakkale için “burası batının Hakkarisidir” dediklerinde şaşırmıştım. Çanakkale’de sanayi yok, fabrika yok, Ege ve Akdeniz gibi turizmi yok. Bu nedenle otelcilik de pek gelişmemiş. Gelibolu yarım adasına yapılan turlar sayesinde üç milyon ziyaretçi gelse de, çoğu zaten belediyelerce düzenlenen ücretsiz gezi turları babında değerlendirmek gerekir. Bu kitlenin Çanakkale ekonomisine katkısı sınırlıdır. Çanakkale’yi kışla, memur, öğrenci ayakta tutmaktadır. Bu gruplar da olmasa Çanakkale’nin de Çanakkalelilerin işi zor. Çünkü yeterince iş sahası yok. Gerçi tarım (sebze ve meyve) ve hayvancılık bakımından Çanakkale’nin durumu iyi olsa da bu alanların işsizliğe çare olduğu iddia edilemez.

Çanakkale’de sosyal yaşamda sosyal tabakalaşma öyle net hatlarıyla belli değil. Zenginle halk iç içe geçmiş durumda bir birlerine yakın. İşte bu tarihi geçmişi bakımından korunması gereken Çanakkale’nin o canım dağlarında maden aramaları yüzünden halk çok tedirgin. Mesela bir şirkete, Çanakkale’nin hem içme, hem de tarım alanlarına su sağlayan tek barajın dibine kadar maden arama ruhsatı vermişler.

Kent hayatında ve kent sosyolojide bir kavram vardır. Sürdürülebilirlik. Ne yazık ki bu kavram ve evrensel kural işletilmemiş. Çanakkale’nin dağları sanki yağmalanır gibi parsellenmiş. Adeta gelecek nesillere hiçbir şey bırakılmamış. İnsan eliyle yaratılan büyük çevre sorunu sanırım bir zaman sonra Çanakkalelilere hayatı zindan edecektir.

Çanakkale alabildiğine rüzgârlı bir şehir. Devletin yerinde olsam, uygun bir teknikle Çanakkale’deki her evin çatısına on grid yöntemli bir rüzgâr enerjisi sistemi kurmayı zorunlu kılarım. Ama bunu zorunlu kılarken de işin maliyetini halka yıkmak yerine hanelerden artan elektrik fazlalığını satın almak suretiyle de karşılayacağının garantisini veririm. Hatta Çanakkale’ye rüzgâr enerji santralleri üretecek bir de fabrika kurarım.

Gördüğüm kadarıyla Çanakkale’de çokça eski bina var. Malum, Çanakkale Sarıçay ırmağı deltası üzerine kurulmuş bir şehir. Öğrendiğim kadarı ile zemini atmış metre belki de daha fazla kalınlıkta yumuşak bir zemindir. Bu nedenle olası şiddetli bir depremde Çanakkale’de hasarın çok büyük olacağı ifade ediliyor. Çanakkale için acil kentsel dönüşüm ve kentsel yenileşme planı hayata geçirilmelidir.

Son olarak valilik ve belediye el ele vererek adres ve sayısal adres kodu işlerindeki noksanlıkları hızla gidermelidir. Bir yerin adresi doğalgazda, elektrikte, suda, telefonda, dask sigortada ve hatta tapuda bile farklı farklı olur mu? Maalesef Çanakkale’de oluyor.


 

OYAK ve NEMA

Özellikle, OYAK üyesi emekli binbaşı ve altı rütbedeki subay, astsubay, jandarma uzman ve uzman personel hayat pahalılığından çok etkileniyor. Bu nedenledir ki bu yılda geçen yılki gibi düşük OYAK nema dağıtımının hayal kırıklığını yaşamak istemiyorlar.

“OYAK, bu hayat pahalılığında kendisinin varlık sebebi olan TSK personelini düşünmede çekince göstermemelidir” diyen kişi sayısı oldukça fazla. Hele de sosyal medyada paylaşılan bir konu var ki gerçekten ibretlik. O konu da; OYAK’a şikayette ve serzenişte bulunan üyelere bazı OYAK çalışanlarının “beğenmeyen parasını alır OYAK’tan çeker gider” diyerek kapıyı gösterilmesidir. Aslı var mıdır yok mudur araştırılmalıdır. Eğer varsa bu sözler abeste iştigalden başka bir şey değildir ve üyelere yapılan en büyük saygısızlıktır.

Ama yiğidin hakkı yiğide. Her üye OYAK’ın varlığından gurur duymakta ve OYAK’ın faydalı bir kurum olduğundan da şüphe duymamaktadır.

Ama bakalım OYAK bu yıl ne yapacak?

Nema oranlarını yine düşük tutarak üyelerini sükût-u hayale mi uğratacak?

Yoksa reel enflasyonun yüksek olduğu ülkemizde onların ekonomik sıkıntılarını giderecek, geçimlerine katkı sunacak bir nema oranı mı açıklayacak?

TESUD ve TEMAD gibi kanunla kurulan askeri derneklerin kendilerine yeterince sahip çıkmadığını düşünen bir kısım jandarma emeklisi askerler, OYAK bazında üyelerin hak ve menfaatlerini korumak ve OYAK’ı dışarıdan denetlemek için bir Sivil Toplum Örgütü mahiyetinde OYAD (Ordu yardımlaşma ve Dayanışma Derneği- www.oyad.org ) kurmuş durumdalar. Bakalım onlar TESUD ve TEMAD başarmadığı hangi ileri başaracaklar?

Onlara önerim kendilerini sadece OYAK’la sınırlandırmamaları ve tüm emekli askeri personelin sorunlarını dile getirecek çalışmalar yürütmeleridir. Bu ilk adımdır. Önemli bir adımdır. Şimdiden yolları açık olsun diyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar