DİYARBAKIR ANNELERİ

 İnler kimlere yakışır?

Yaşa evinde barkında.

Canın kurşunla bakışır,

Girme şeytanın çarkına…

Yukarıdaki mısraları yazdığımda 1996 yılı ağustos ayının 15’iydi. Ağustosun ortasında dahi dağlardaki soğuk insanı titretiyordu ve bizler askerlerimizle, korucularımızla dağ bayır teröristlerin peşindeydik. O zamanlar şimdiki teknolojinin onda biri bile yoktu. Terörle mücadelede askerin motivasyonu; vatan sevgisi, onur şeref ve haysiyet üzerineydi.

Ne yazık ki terörle mücadelede yük daha çok askerlerin omzundaydı. Terörle mücadele stratejiyi belirlemede ana belirleyiciler, generallerimizdi. Bizim dünya ile irtibatımız genelde radyo ve televizyonlardan üzerinden oluyordu.

Bizler dağlarda gezerken, günlerce çatışmaya giderken Türkiye genelinde hayat sanki hiçbir şey olmamış, güllük gülistanlık gibi sürüp gidiyordu ve kimse bizim farkımızda değildi ve televizyonlardaki şaşalı hayatları gördükçe yadırgıyorduk. Türkiye’deki gösterişli hayatlarla, har vurup harman savurmalarla kendi yaşantımızı mukayese ettiğimizde, daima çile çeken taraftaydık. Bizlerin yegane direniş noktası her zaman şuydu;

Bu memleket bizim gibi fakir fukaranın memleketiydi. Devlette adalet egemen olana kadar, gelir dağılımında eşitlik sağlanana kadar vatanımıza, milletimize ve devletimize saldıranlara karşı ölümüne mücadele etmeliydik. Bu ülkede kimin ne halt ettiğine, devleti nasıl soyduğuna bakmadan, yılmadan yorulmadan seve seve ölüme atılmak üzere namluya sürülmüş bir mermi gibi hazır olmalıydık. Çünkü bu memleket bizimdi. Başımız sıkışsa en fazla doğduğumuz yere Tokat’a, Adana’ya, Bolu’ya, Edirne’ye, Artvin’e, Ege’ye, Karsa, Ağrı’ya, Mardin’e Diyarbakır’a vs vs gidebilirdik. Çaresiz kalsak da yurt dışına kaçacak halimiz yoktu, ülkemizi terk etme gibi bir düşüncemiz yoktu, sığınacağımız tek kale Türkiye’mizdi o halde Türkiye’nin her karış toprağı Edirne’den Kars’a, Muğla’dan Hakkari’ye kadar bizimdi ve bizler vatan topraklarını müdafaa için ölmeye hazırdık.Ta ki hukuka ve adalete inanan bizim nesillerimiz devletimizin yönetiminde söz sahibi olana kadar yılmadan yorulmadan vatanımızı düşmanlara karşı savunmalıydık.”

Neden böyle düşünüyorduk?

Kaynak kıtlığı nedeniyle devletimiz, hem vatandaşlarını hem de askerlerini, zihniyet olarak kahraman asker modelinde eğitiyor ve yetiştiriyordu. Dinimiz ve tarihimiz vatan için ölümü kutsuyordu. En onurlu ölüm şekli kabul ediliyordu. Askerler, polisler, korucuklar birer kahramandık. Kahramanlık yapmaya ve kahramanca şehit olmaya hazırdık.

15 Temmuz FETÖ kalkışması ile her şeyin maskesi düştü. ABD ve AB ikilisi yıllar yılı PKK ve FETÖ’yü Türkiye’nin ve Türk Milletinin başına musallat etmişti. FETÖ ve PKK, ABD’nin çıkarları için el ele vererek üç otuz paralık için Türkiye’yi kana bulamaktan geri durmuyorlardı. İnanıyorum ki bugün için hala aydınlatılmamış her türlü faili meçhul cinayetin arkasında ABD destekli gladyo&PKK&FETÖ triosu vardı. Gün geldiğinde bunlar da bir bir deşifre olacaktır.

Günümüz şartlarında AKP&MHP hükümetinin yerden yere vurulacak çok fazla hataları olsa da, AKP’nin açılım denen PKK’yı siyasallaştırma gayretleri, çadır mahkemeleri tarihi hata olsa da, bugün için PKK ile sürdürdüğü mücadeleyi çok başarılı buluyorum.

PKK artık ABD, İsrail ve FETÖ istihbaratından yeterince yoksun olarak topyekun bir şekilde Türkiye ile karşı karşıyadır. Devlet, bir bütün olarak PKK ile mücadeleye milli savunma sanayisiyle, istihbaratıyla, asker ve polisiyle girişmiştir. Başarılı da olmaktadır.

Yazımın başında ifade ettiğim “İNLER” isimli şiirimin bütününü yazmazsam olmaz. Bu şiir 1996 yılında kaleme alınmış, zorla dağa kaçırılmış veya kandırılmış gençlere ve teröristlere atfen yazılmış bir şiirdir.

İNLER

İnler kimlere yakışır?

Yaşa evinde barkında.

Canın kurşunla bakışır,

Girme Şeytanın çarkına…

***

Yüce dağ başındasın,

Anan derde dert ekliyor.

Şimdi gençlik yaşındasın,

Sevdalar seni bekliyor.

***

Ele karşı durmadık mı?

Düşün neden öleceksin?

Vatanı biz kurmadık mı?

Ne diye gömüleceksin?

***

İn dağlardan gel yanıma,

Sen de bensin ben de senim.

Kardeşsin cansın canıma.

Ben de senim sen de bensin…

İNLER şiir yazıldıktan seneler seneler sonra, 3 Eylül 2019 tarihinde çocukları PKK tarafından aldatılan veya kaçırılan bir grup anne, evlatlarına kavuşma ümidiyle, adeta PKK’nın askerlik şubesi gibi çalışan HDP'nin Diyarbakır İl Başkanlığı binası önünde oturma eylemine başladılar. Bu oturma eylemi diğer illere de sıçradı. Adlarına da DİYARBAKIR ANNELERİ denildi. Bu güzel anneler, bu yiğit anneler, evlatlarını PKK’nın elinden kurtarmak için, PKK’nın adeta siyasi uzantısı gibi çalışan, memleketin hiçbir milli meselesinde Türk Milletinden ve Türkiye’den yana tavır almayan HDP’nin yönetim binalarının önünde oturma eylemlerine başladılar. Sayıları onları, yirmileri, ellileri yüzleri geçti. Onlarca evlat devletimizin de destek ve gayreti ile PKK’dan kaçarak ailelerine kavuştu ve kavuşmaya devam ediyor.

İşte bu duygular içinde evlatlarını PKK’nın elinde kurtarmak için kar, kış, soğuk, ayaz, yağmur çamur demeden HDP denilen partinin kapısında evlat nöbeti tutan yüzlerce aileye, annelerimize, evlatlarını vatan savunması yapmak üzere asker eden ailelerimize ve annelerimize selam olsun.

Biz, yıllarca şehit edilmiş Mehmetçiklerimizin acılı aileleri ile iç içe yaşadık.O güzel ailelerin, annelerimizin, babalarımızın, kardeşlerimizin acılarını yüreğimizde hissettik. Kimi zaman gizliden gizliye, kimi zaman da sırtımızda üniformalarım varken göz yaşlarımızı gizleyemeden ağladık. Allah şehitliği herkese nasip etmiyor. Türk halkı vatan müdafaası söz konusu olunca “ ölüm bizim için haktır” inancındadır.

Son not olarak; geçen cuma günü İçişleri Bakanlığı basın ve halkla ilişkiler müşavirliğinden Diyarbakır anneleri ve PKK’ın elinden kurtarılan evlat sayısını öğrenmek için bir mail gönderdim. Bu güne kadar henüz bir dönüş olmadığı için net sayısal bilgiler paylaşamıyorum. Böyle bir bilgi tarafıma ulaştığında da sizlerle paylaşacağımı bilmenizi isterim. 

Önceki ve Sonraki Yazılar